Türkiye dış politikada 2001’den bu yana kadar olan süreçte önemli diplomatik ve stratejik manevralarla uluslararası alanda saygın bir konuma geldi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun’’Komşularla sıfır problem, maksimum işbirliği (zero problem maximum co-operation) stratejisinden doğan olumlu gelişmeleri gördük .
Davutoğlu’nun söyleminin sonuçlarından biraz bahsedersek ve bu politikanın Avrupa üzerinde ne gibi etkilerinin olduğunu incelersek; ilk olarak PKK yandaşlarının Avrupa’da gözaltına alınmaları (Terörün desteklenmemesi) ve Türkiye aleyhinde olan diplomasinin ve politik hareketlerin azaldığı dönemden geçmekteyiz. Ortadoğu’da kendine güvenen bir Türkiye (bölgesel bir güç) ve çevreden yarı çevreye geçmiş bir Türkiye’yi gördüğümüzü söyleyebiliriz. Daha önceden komşularıyla ilişkilerinde sorun yumağı içinde olan Türkiye, o günlerin çok uzağında olduğunu açıkça deklare edebiliriz.Bu politikanın olumlu sonuçlarından biride AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi)’in Kıbrıs’ta Mülkiyet hakkında verdiği karardır.
AİHM’nin KKTC’de eski taşınmaz malları için Türkiye aleyhine başvuruda bulunan ve pilot dava niteliği taşıyan 8 Kıbrıslı Rum’un başvurusunu reddererek KKTC Taşınmaz Malvarlığı Komisyonunu yasal iç hukuki organı olarak tanıması konusu, mülkiyet konusunda önemli bir karar olmuştur. Bu konu üzerinde durursak, KKTC’de Taşınmaz Mal Komisyonununa başvurmayı yasal görmesi KKTC’nin dolaylı olarak tanınması anlamına geliyor mu? Sorularını akla getiriyor.Dolaylı olarak’ta olsa KKTC’nin tanınması anlamına gelmemektedir.Bu karar sadece KKTC’de ki Taşınmaz Malvarlığı Komisyonu’nun iç hukuk yolu olarak kabul ediyor.Karardan önce KKTC’deki Komisyon AİHM’nin güvenini kazanmadığını yeni verilen bu kararla görüyoruz. Bugüne kadar Taşınmaz Malvarlığı Komisyonu’na 433 başvuru olmuş sonuca bağlanan 85’inde dostça çözüm sağlanmış, 70 başvuruda tazminat ödenmesi kararlaştırılmış hatta 4 başvuruda ise malın sahiplerine iadesi Komisyon’un güvenirliliğini ortaya koymuştur.Nitekim Cuma günü AİHM tarafından verilen kararda bu Komisyon’un tarafsızlığını teyit eden bir karar niteliğindeydi.
Hatırlarsak, 2005’de Komisyon kurulduğunda Rum tarafından başvuruların engellenmesi yönünde ‘’her zaman olduğu gibi’’ kampanyalar düzenlenmişti. Kıbrıs Rum Yönetimi bugünde dünde olduğu gibi AİHM kararı sonrası ‘’Komisyona Başvurmayın’’ kampanyalarına girişmek için kolları sıvamıştır. AİHM’in KKTC Taşınmaz Malvarlığı ile ilgili verdiği karar neden bu kadar önemli? Diye kendimize sorarsak, ilk olarak şunu söyleyebiliriz; Kıbrıslı Rumların Mülkiyet haklarıyla ilgili şikayetlerini ilk önce KKTC’de ki komisyona yapacak olmasıdır. Bu örnekte diğer sorunların çözümünde önemli bir rol teşkil edebilir. İkinci olarak şunu söyleyebiliriz; Davacıların Taşınmaz Mal Komisyonuna başvurmama gerekçeleriyle ilgili, Komisyonun adil olmadığı ve KKTC Cumhurbaşkanı’nın atadığı bir temsilcinin bulunması, tazminatların gerçekçi olmadığı iddialarını boşa çıkarmıştır. Üçüncü olarak şunu söylebiliriz; Kıbrıs sorununda mahkemeden gelen destek çok önemlidir. Mahkeme kararda’’biz kimseyi bu korula başvurması için zorlamıyoruz’’ demesi ve isteyen kişilerin siyasi çözüm sonrası haklarını arayabileceklerini söylemesi çok önemli olmuştur. Daha önce AİHM’ye başvuran Titiana Loizidou 1998’de 1.2 milyon euro tazminat kazanmıştı. AİHM’in Kıbrıs’ta mülkiyet hakkında verdiği karar ile Orams ve Loizidou gibi davaların kapısı kapatıldı ve adres KKTC’de ki Taşınmaz Malvarlığı Komisyonu oldu. Fakat Rumların bu konu karşısında kararı ‘kabul edilemez’’ diye deklare etmeleri ama daha önceden Türkiye aleyhinde kararları’’ kabul etmeleri’’ Rumların bu konuda ne kadar taraflı olup olmadığını ortaya koymaktadır...
Kıbrıstan bahsetmişken şu günlerde Yunanistan’da neler oluyor sorularıda aklımıza gelmiyor değil? Yunanistan’da uzun yıllar AB yardımıyla sürdürülen yardım trafiğinin sonuna gelindi. Kısacası ‘Çeşme kurudu’ diyebiliriz. PASOK iktidarı tam bir enkazı devraldı. Bu krizden çıkma yollarını arayan Yunanistan bir takım acil önlem planlarına başvurmasına rağmen, AB’den destek almadan bu krizden sıyrılamayacağını bilmektedir. IMF (Uluslararası Para Fonu) ‘nin Yunanistan’a yardım etmesine AB karşı çıkmaktadır. Çünkü AB’nin prestijisini sarsacağı fikri hakimdir ve öte yandan son günlerde ‘’Adaları Sat’’ çıkışıyla gündeme gelen Merkel Yunanistanın bu krizden dolayı ‘’bedelini’’ ödemesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü Yunanistan’ın euro bölgesine geçerken enflasyon rakamlarıyla oynaması ve bu krizdede bu maskenin ortaya çıkması ile cezasını çekmeleri fikri hakimdir. Diğer endişe uyandıran konusu ise Yunanistan’daki krizinin AB içinde de domino etkisi gösterebilir mi? Fikri akıllara soru işaretlerini getirmektedir.
Türkiye bu dönemde sonucu belli olan bir dönemece girmiştir.Bir yandan ABD’deki ermeni tasarısı hakkında verilen karar karşısında Türkiye’nin sert ve yerinde tepkisi. Diğer taraftan ise yukarıda bahsettiğimiz mevzular ,Türkiye’nin doğru bir yolda olduğunu göstermektedir.Türkiye, Yunanistan’daki ekonomik krizden dolayı bu dönemde Kıbrıs konusunda birşeyler koparmanın peşine düşmüştür. Türkiye’nin bölgede ki güven dolu adımları ve bölgesel güç olma faktörü ile bu konuda başarılı olacağı ihtimalleri yüksektir. Bugün Türkiye, uluslararası konjektörün müsait olmasından dolayı doğru zamanda, doğru işler yapmanın peşindedir . Nitekim Komşularıyla güven temelli ilişkileri ve son olarak bahsettiğimiz AİHM’in Kıbrıs Rumları aleyhinde verdiği kararda söylediklerimizi doğrular niteliktedir |