BİR NESLİ BİZ YETİŞTİRDİK.. ŞİMDİ SONUÇLARINI İZLİYORUZ

Bir şehir birden bozulmaz.
Ama bir gün fark edersin…

Yayınlama: 06.04.2026
A+
A-
Bir şehir birden bozulmaz.
Ama bir gün fark edersin…
İntiharlar artmış,
şiddet konuşulur olmuş,
madde kullanımı sıradanlaşmış.
Ve insanın aklına şu soru gelir:
Arka planda ne oluyor?
Yıllardır çocuklarla ve ailelerle iç içeyim.
Her sene yüzlerce veliyle konuşuyorum.
Ve şunu net söyleyebilirim:
Gençler bir anda değişmedi.
Değişen şey…
Onların büyüdüğü ortam.
Bugün çocuklara daha konforlu bir hayat sunuyoruz.
Ama bu konforun içinde ciddi bir eksik var:
Daha az sınır,
daha az sorumluluk,
daha az yön.
Ve bunun sonucu çok net:
Daha düşük dayanıklılık,
daha belirsiz hedefler,
daha fazla savrulma.
Eskiden zorluk vardı.
Ama o zorluk bir şey kazandırıyordu:
Sınır bilmek,
sabretmek,
değer bilmek.
Bugün ise çocuklara imkân veriyoruz…
Ama yön vermiyoruz.
Geçen gün bir öğrencim zorbalık yaşadığını anlattı.
Ve o an şu soru aklıma takıldı:
Biz çocuklarımızı gerçekten kime emanet ediyoruz?
Sokağa mı?
Telefona mı?
Arkadaş çevresine mi?
Yoksa kontrolsüz bir akışa mı?
Eskiden analarımızın o “kutsal terlik” meselesi vardı.
Ama mesele hiçbir zaman terlik değildi.
O terlik kalktığı anda,
koşarak olay mahallinden uzaklaşırdık.
Bazen bir bakış yeterdi.
Çünkü orada bir sınır vardı.
Konuşulmadan anlaşılan,
tartışmaya açık olmayan bir sınır.
Biz, “kalk, hayatına devam et” mesajını veren ebeveynlerin çocuklarıydık.
Depresyon bu kadar konuşulmazdı belki,
ama hayattan kopmaya da izin verilmezdi.
Tuhaf mıydık?
Belki.
Ama yalnız da değildik.
Bugün ise çocuklarımızla pazarlık yapıyoruz.
Kurallar değişiyor.
Sınırlar esniyor.
Ve çocuk şunu öğreniyor:
Doğru olanı değil,
kabul ettirebildiğini.
Oysa gerçek şu:
Siz çocuğunuzu nereye bırakırsanız bırakın,
eğer sınırını bilmiyorsa kaybolur.
Peki bu sınırlar ne olmalı?
Ne yapıp ne yapamayacağını bilmek.
Saygının pazarlık olmadığını anlamak.
Her isteğin gerçekleşmeyeceğini kabul etmek.
Sorumluluk alabilmek.
Çocuk özgür olabilir.
Ama sınırsız olamaz.
Çünkü sınırsız büyüyen çocuk,
hayatla karşılaştığında zorlanır.
Bugün gördüğümüz gençlik…
Kötü olduğu için değil,
yönsüz bırakıldığı için zorlanıyor.
Ve burada en büyük görev bize düşüyor.
Ebeveyn olarak sadece koruyan değil,
sadece veren değil…
yön gösteren olmak zorundayız.
Ama bundan da önemlisi:
kararlı ve istikrarlı olmak zorundayız.
Çünkü çocuk, söyleneni değil…
gördüğünü öğrenir.
En tehlikelisi ise şu:
Alışıyoruz.
Şiddete alışıyoruz.
Saygısızlığa alışıyoruz.
Sınır ihlallerine alışıyoruz.
Ve alıştığımız her şey,
zamanla normalimiz oluyor.
Tıpkı haberlerde gördüklerimiz gibi…
Bir zamanlar bizi sarsan olaylar,
artık birkaç saniye durup geçtiğimiz başlıklara dönüşüyor.
Okuyoruz.
Üzülüyoruz.
Sonra hayatımıza devam ediyoruz.
Ama fark etmediğimiz bir şey var:
Alıştığımız her şey,
sadece dışarıda kalmıyor.
İçeri giriyor.
Evlerimize giriyor.
Çocuklarımızın dünyasına giriyor.
Ve asıl soru şu:
Biz bu değişimin sadece seyircisi mi olacağız?
Yoksa kendi değerlerimizin farkına varıp
ona göre mi hareket edeceğiz?
Çünkü bir toplum,
sadece yaşadıklarıyla değil…
göz yumduklarıyla şekillenir.
Ve eğer biz bugün sınır koymazsak,
yarın hayat öğretirken çok daha az merhametli olur.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.