“YALOVA’DA ZAMAN YOLCULUĞU”

Size Şimdi Bir Hikaye Anlatacağım

Adım adım çıktığım bu yolda, herkes bana soruyordu: ‘Yalova’da gezilecek ne var?’ Ben de köy köy, tepe tepe keşfe çıkarken, küçük şehrin büyük hikâyeleri yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Sugören Köyü’nde, yaklaşık 600 metre yüksekte duran Höyüktepe tümülüsü bütün ihtişamıyla beni selamlıyordu.”

Yayınlama: 09.02.2026
A+
A-
Size Şimdi Bir Hikaye Anlatacağım
Adım adım çıktığım bu yolda, herkes bana soruyordu: ‘Yalova’da gezilecek ne var?’ Ben de köy köy, tepe tepe keşfe çıkarken, küçük şehrin büyük hikâyeleri yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Sugören Köyü’nde, yaklaşık 600 metre yüksekte duran Höyüktepe tümülüsü bütün ihtişamıyla beni selamlıyordu.”
Yaklaşık M.Ö. 3000’li yıllara tarihlenen bu tepe, Bitinya Uygarlığı’nın izlerini taşıyor.
Tümülüsler, üstü toprakla kapatılmış antik anıt mezarlardır.
Eskiden zengin ve soylu kişilerin mezarları bilinçli olarak tepecikler hâline getirilir; sadece gömü alanı değil, gözetleme ve haberleşme noktası olarak da kullanılırdı.
Höyüktepe’nin altında Bitinya dönemine ait iki mezar bulunuyor. Mezarlar bugün boş olsa da tepe hâlâ çok şey anlatıyor.
19.yüzyılın sonlarına doğru Pomaklar ve Yörükler, Balkanlar’dan zorluklarla göç ederek buraya geldi.
Tehlikeli yollar, bilinmeyen topraklar, açlık ve hastalık… Ama pes etmediler.
Köylerini kurdular, tarlaları işlediler, hayatı yeniden inşa ettiler.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk, Sugören ve çevresine özel önem verdi.
Köylülerin yaşamını güvence altına almak, yollar yapmak ve köyleri düzenlemek için çalıştı.
Buraya verdiği destek, sadece bir köyü değil, gelecek nesilleri güvenli bir yaşam alanına taşıdı.
Höyüktepe den bakınca ,
Uludağ’dan İznik Gölü’ne, Marmara Denizi’nden Yalova kent merkezine kadar göz alabildiğine uzanıyor.
Ama asıl büyü, sadece görmekte değil; yavaşlamakta ve hissetmekte.
Her adım, binlerce yıl öncesinin yaşamını hatırlatıyor.
Belki bir ateş yandı burada, belki bir çocuk koştu, belki bir aile kendi küçük dünyasını kurdu.
Sugören ve Höyüktepe, küçük bir şehirde büyük hikâyeler olduğunu gösteriyor.
Her taş, her tepe, her sokak binlerce yıllık bir hafızayı taşıyor.
Yalova, sadece doğal güzellikleriyle değil, geçmişi, göçleri ve kültürel derinliğiyle de büyülüyor.
Burada yürümek, bakmak, dinlemek ve hissetmek gerekiyor.
Küçük şehirler sessiz görünür; ama eğer durup bakmayı bilirseniz, her köşe, her taş, her tepe anlatacak bir şey saklar.
Höyüktepe ve Sugören, sadece Yalova’nın değil, binlerce yılın, göçlerin, kültürlerin ve insan emeğinin hikâyesidir.
Görünmeyen detaylar, gördüklerinizden çok daha fazlasını anlatır.
Peki biz Yalova’yı sadece yaşamak için bir yer olarak mı görüyoruz, yoksa gelecek nesiller için yaşanabilir bir şehir olarak mı korumak istiyoruz?

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.